Noyan Soyak: Ermenistan, ‘bölgenin İsviçre’si olabilir

Vercihan Ziflioğlu

İSTANBUL – Türkiye ile Ermenistan arasında iyi ikili ilişkiler bir türlü tesis edilemiyor. 2008 yılında büyük umut bağlanan ‘futbol diplomasisi’ bile bir sonuca ulaşamadı.

Türkiye’de genel yargı Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Der Bedrosyan döneminin kaçırılmış bir fırsat olduğu yönünde. İçinde bulunulan süreçteyse gözler 2018 yılında ‘Kadife Devrim’le iktidara gelen ülkenin genç Başbakanı Nikol Paşinyan’ın hayata geçireceği politikalarda. Ankara, gelişmeleri yakından takip ediyor.

Tüm bu bahsettiklerimiz siyasi arenada yaşananlar. Bir de madalyonun diğer yüzü var. Sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamda temaslar devam ediyor. Sivil toplum kuruluşları ve iş insanları hız kesmeden temasları sürdürüyor.

Bu isimlerin başındaysa kuşkusuz TABDC Türkiye Ermeni-İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Noyan Soyak geliyor. Soyak Ermenistan’ın fırsatları değerlendirmesi durumunda “bölgenin İsviçresi” olabilecek potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Yanlış politikalarla otuz sene harcandı. Coğrafi avantajlarını umarım bundan sonra daha iyi değerlendirirler…”

Türkiye-Ermenistan ilişkileri sizce nasıl bir seyir izliyor? Mevcut duruma ve eldeki verilere baktığımızda neler söylemek istersiniz? Zaman zaman zorlu bir patikada yol almaya çalıştığınızı düşündüğünüz oldu mu?

Türk-Ermeni ilişkileri ‘interaktif’ bir ilişki. Standart çözümlerle gidilecek bir yol değil. Güzergâh üzerinde değişik engeller ortaya çıkabiliyor. Mesela tam her şey yoluna girdi diyorsunuz ‘X’ bir ülke soykırım yasa tasarısı gündeme getiriyor. Veya Ermenistan kamuoyunda aniden Türkiye’yle bağlantılı olarak hararetli bir açıklama gündeme düşüyor. Sonuç olarak süreç sekteye uğruyor.

Bu sürece nasıl dahil olduğunuzu kısaca aktarmanız mümkün mü?

Tesadüfen dahil olduğumuzu söyleyebilirim. Şirket olarak deniz taşımacılığı yapıyorduk. Dört yıl kadar Moskova’da yaşadım. Sonra ABD’ye yerleştim. İşe şirket olarak orada da devam ettik. Yine deniz yoluyla Orta Asya ve Kafkasya’ya insani yardım taşımak için ihalelere girdik ve kazandık. Ermenistan’a da bahsi geçen bu yardımlardan taşıyorduk.

Ortaklarımızdan biri Ermenistan Ermenisi’ydi. Cumhurbaşkanı Levon Der Bedrosyan Dönemi’nde Ermenistan’a davet edildim. İlk başta gidip gitmemek konusunda ciddi tereddüt ettim. Ermenistan benim için kapalı bir kutuydu. Ortağımız Arsen Ghazaryan beni ikna etti. İlk defa 1996 yılında gittim.

Aslında Türkiye’yle ilişkilerin tesisi fikri Levon Der Bedrosyan’ın kardeşi rahmetli Telman Der Bedrosyan’a aitti. İkili ilişkilerin düzelmesini çok arzu ediyordu. O dönemde Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’di, kendisiyle de görüştüklerini söyledi. Sonra ortağım Ghazaryan’la neler yapabilirizi düşünmeye başladık…

Demirel yönetimi o yıllarda sürece nasıl yaklaştı? Siz nasıl bir yol izlediniz?

Demirel’le görüştük, bize yeşil ışık yaktı. Keza Türk Silahlı Kuvvetleri’yle de görüşüldü. Bir engel olmadığını gördük ve başladık. Başta iki ülke arasında ortak bir platform kurulması konusu gündeme geldi. Bahsi geçen platform Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ydi. Birlik içinde kendimize isim bulmakta zorlandık. Yumuşak ve masum bir başlık olması lazımdı. Bu yüzden iş geliştirme konseptini tercih ettik. İlk etapta Gürcistanlı tüccarlar üzerinden iş yapan Türk ve Ermeni işadamlarını bir araya getirdik. Sonra aracısız iş yapmaya başlandı. Arkasından kültürel aktiveler geldi. Ermenilerin Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul edişinin 1700. yıldönümünde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan bir quarteti Yerevan’a götürdük, orada Khacaturyan çaldılar.

Türkiye’de genel yargı ikili ilişkilerin yeniden tesisi konusunda Levon Der Bedrosyan döneminde fırsat kaçırıldığı yönünde. Siz bu düşünceye katılıyor musunuz? İki ülke arasındaki böylesine hassas ilişkileri kültürel aktivitelerle tesis etmek gerçekten mümkün mü? Halk diplomasisi tüm bu bağlamlardan baktığımızda gerçekten sonuç verir mi?

Kesinlikle, Levon Der Bedrosyan dönemi kaçırılan bir fırsattı. O dönemde eğer yol kat edilmiş olsa süreç bugünkünden daha farklı olurdu. Fakat Bedrosyan görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Dolayısıyla süreç dondu. Elbette ki kültürel aktivitelerle işler yürümez. Bunlar sadece altyapı içindir yani ‘public diplomasi’.

‘AYNI COĞRAFYADA YAŞAMAK ZORUNDAYIZ’

Geriye dönüp baktığınızda neler söylemek istesiniz? Coğrafi olarak ülkelerin yerlerini değiştiremeyeceğimize göre neler yapmamız gerekiyor?

Benim yirmi sene önce söylemeye çalıştığımı bugün Ermenistan Başbakanı Paşinyan hayata geçirmeye çalışıyor. Bir ‘barış açılımı’ projesi açıkladı.

Haklısınız ne Ermenistan’ı coğrafi olarak alıp başka bir noktaya taşıyabiliriz ne de Türkiye’yi. İki komşu ülke olarak birlikte yaşayacağız, dolayısıyla ikili ilişkileri tesis etmekle birlikte ekonomik entegrasyonu da sağlamamız gerekiyor.

Enerji hatları ve ulaşım yolları son derece kolay bir rotayla Ermenistan üzerinden Türkiye’ye bağlanabilecekken üçüncü ülkeler üzerinden bir eğri çiziyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hazar’dan çıkan hatlar kocaman bir eğri çiziyor ve maliyeti artırıyor. Ermenistan’ı pas geçip Gürcistan üzerinden bağlanıyor. Peki biz neden düz bir çizgiyi Ermenistan üzerinden geçirip batıya uzatacağımıza, yukarı doğru bir eğri çizmek zorunda kalıyoruz?

Ermenistan, fırsatları değerlendirmesi durumunda bölgenin İsviçre’si olabilecek potansiyele sahip. Yanlış politikalarla otuz sene harcandı. Coğrafi avantajlarını umarım bundan sonra daha iyi değerlendirirler…

Ermenistan’ı da yakından tanıyan bir iş insanı olarak nerelerde hatalar yapıldığını düşünüyorsunuz?

Azerbaycan-Ermenistan arasında 2020 yılındaki Karabağ çatışmasında her iki taraftan da binlerce insan öldü. Ermenistan Hıristiyan bir ülke olduğu için batıya yardım çağrısı yaptı. Bu son derece hatalı bir argüman. Batı neden sırf Hıristiyan bir ülke olduğu için yardım göndersin? Bundan çıkarları ne olacak? Düşünmeleri lazım. Fransa’daki ya da Almanya’daki adamın ocağında yanan gaz boruları Ermenistan üzerinden geçiyorsa veya Kazakistan’daki bir adamın interneti Ermenistan üzerinden bağlanıyorsa o zaman elbette karşı tarafta bir endişe oluşur…

Ermenistan uluslararası iş toplumuna ve kurumlara entegre olmak için bir şey yapmıyor. İzole bir görüntü sergileniyor. Bu durumların aşılması ve farklı politikaların geliştirilmesi gerekiyor.

AK Parti hükümeti dönemindeki Ermenistan politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sonuçta ortada 21 yıllık bir süreçten bahsediyoruz.

26 yıldır sürecin içindeyiz. AK Parti 21 yıldır iktidarda. Dolayısıyla 2013 yılına kadar rahat ve uzlaşmacı bir politika izlendiğini söylemek mümkün. Fakat gelinen noktada sorunlar hâlâ çözülemedi.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’la bu süreçte temaslarınız oluyor mu?

Şimdilik beklemedeyiz, bir temasımız yok. Prensipte açıklamalarını takip ediyor ve destekliyoruz…

ERMENİSTAN PAZARINDAKİ TÜRKİYE ENDİŞESİ

Profesyonel gözle baktığımızda Ermenistan Pazarı’na bir Türkiye endişesi hakim. Sınırların açılması durumunda ekonominin ele geçirileceği düşünülüyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Gerçekten böyle bir ‘tehlike’ söz konusu mu?

Kesinlikle katılmıyorum. Ben de Ermenistan temaslarımda benzeri sorularla sık sık karşılaşıyorum. Şöyle bir örnek vermek isterim. Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne katıldığı yıllarda biz de Avrupa mallarının pazara hakim olmasından endişe etmiştik. Belki ilk etapta üretim yavaşladı fakat Türk iş adamları farklı modeller geliştirdiler. Mesela ihracat kalemi tekstilden otomotive döndü. Ermenistan’da da muhtemelen aynı şeyler yaşanacak. Üretime başlar ve farklı politikalar geliştirebilirlerse korkularının yersiz olduğunu görürler.

Sınırlar açıldığında sizce neler olacak?

Her şey yoluna girdiğinde Iğdır’dan çıkarsanız bir saatte Yerevan’a ulaşırsınız. Birlikte iş yapmaya başlarsınız. Kars’a en yakın ayakkabı fabrikası Gaziantep’te, sınırlar açıldığında bir ayağı Gümrü’de olacak. Ermenistan tarafında buğday küçük bir alanda yetişiyor. Rusya’dan alması lazım. Dolayısıyla buğdayı Türkiye’den alabilecek…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir